Yaylalarda Dolaşmaca – Ağustos 2010

On 18/10/2010, in Gezi, Mağara, by Havva Yıldırım Çoltu

MAD (Mağara Araştırma Derneği) 2010 Büyük Yaz Etkinliği kelimenin tam anlamıyla muhteşem geçmişti. Gerek kamp ortamı, gerek devam eden güzel mağaralar, gerek Derneğin kazandığı yeni üyelerle her şey çok güzeldi. Güzel olmayan tek şey bu güzellikleri sadece 1 hafta yaşayabilmemizdi. Artık evlere dönme vakti gelmişti pek çok kişi için.

Biz ise 1 hafta daha yayla yayla dolanma ve mağara aranma lüksüne sahiptik ne şans ki.

Arkadaşlarımızdan ayrıldıktan sonra soluğu medeniyette alıp bir iki gün kendimizi şımartalım dedik ve Yellibel’den Alanya’ya indik. Mütevazi bir yer bulup bir gece kaldık. Ortalık sessiz sakindi; denizin keyfini çıkarmak, muhteşem ev yapımı reçellerle kahvaltı, güzel yemekler tadış vb tüm aktiviteler güzeldi güzel olmasına ama Alanya’da cehennem sıcağı vardı. Biz de haliyle hemen kaçıp serin yaylalara çevirdik rotayı. Önce Gazipaşa’da güzel bir alışveriş yaptık. Ardından Sencer’in gooogle earth’de görüp bakmayı kafasına taktığı deliklere doğru yol aldık, yani Gazipaşa Yaylalarına.

Yunt’a yakın bir bölgede, havzanın tüm suyunu toplayan bir delik bulmuştu Senc, kasklarımızı aldık ve tarlada çalışan köylülerden birkaçı ile deliğe bakmaya gittik.

Köylülerle mağara ağzında

Köylülerle mağara ağzında

Mağaranın girişi

Mağaranın girişi

5-6 metrelik dikeyle başlıyordu mağara ama rahatlıkla iniliyordu. Sonrasında 10-15 metre kadar bir yatayı vardı ve bir inişin tepesine geliyordunuz. Buradan aşağıya bir taş attık ve aşağıda yer alan su korkutucu bir ‘cullkk’ sesi çıkardı. O an gözler döndü tabi, mağaraaa diye 🙂 Köylülerle vedalaşıp Yunt’a doğru yol aldık.

Senc devasa bir başka alan görmüştü ve şiddetle orayı da görmek istiyordu. Ne olduğunu çok merak etmiştik. Rotamızı Yunt tarafına çevirdik ve oradan da Sencer’in bakmak istedi yere doğru yöneldik. Yunt’ta çok güzel taş evler vardı. Oralara taşınmaya ve mağaralara gire çıka yaşlanmaya karar verdik an itibariyle. 🙂

Yunt'taki taş evler

Yunt'taki taş evler

Yunt’tan geçtikten sonra alakasız yollara girmiştik. Keçi yollarından arabayla geçmekteydik. Araba bozulsa ne halt ederdik bilinmez ama çok da eğlenmekteydik. Gece 2-3’e kadar hareket halindeydik ve öyle yorulmuştuk ki zifiri karanlıkta bir dağın başında durup sabahlamaya karar verdik. Aradığımız yere oldukça yaklaşmıştık ne de olsa. O yorgunlukla anında uykuya daldık. Sabah 6 sularında biri aracın camını tıklattı. Gözümü açar açmaz aracın camına yapışmış meraklı gözlerle bana bakan yaşlı bir teyze görüp olayın şokuyla zıpladım. Teyze benden, ben teyzeden korkmuştuk 🙂 Meğer gece farkına varmadan teyzenin kapısının önüne park etmişiz aracı, onlar da sabaha kadar sessizce beklemişler, kim olduğumuzu ve gecenin bir yarısı orada ne aradığımızı merak etmişler, tabi korkmuşlar da. Bizi kahvaltıya çağırdılar ve eşi ve teyzeyle güzel bir kahvaltı ettik, taze köy yumurtaları, demini almış çayımız, oh misss.

Fehmi Amca ile torunu

Fehmi Amca ile torunu

Teyzemizin eşi Fehmi Amca çok canayakındı. Bir de çok şeker yaramaz bir torunları vardı. Sohbet koyulaştı, bilgisayarı kaptığımız gibi bulmaya çalıştığımız alanı gösterdik ve orada bildikleri koca bir delik/kocaman su dolu bir alan olup olmadığını sorduk. Devasa bir yuvarlak görünüyordu google earth’de, Senc dalış ekipmanlarını eksiksiz getirmişti. Yürüme mesafesinde olduğu için arabayı bırakıp oraya yöneldik. Gittiğimiz yerde bir sürü su kuyusu ile karşılaştık, çoğunun üzeri kapatılmıştı. Çok değişik bir alandı.

Su kuyusu

Su kuyusu

Arazinin Google Earth'de görülen hali

Arazinin Google Earth'de görülen hali

Bizzat yanına gidip bakınca görülen hali :)

Bizzat yanına gidip bakınca görülen hali 🙂

Su kuyuları ve arazinin genel görünümü

Su kuyuları ve arazinin genel görünümü


Biz fotoğraf çekerken bir aile geldi kuyudan su almak için. Ne yapıp ettiğimizi sordular, biraz sohbet ettik. Tanıştığımız ağabey sağolsun civardaki bir mağaradan bahsetti. Fehmi Amcaların evin yakınlarında sayılırdı. Önce onlarla ardından Fehmi Amcalarla vedalaşıp mağaranın yolunu tuttuk. Anadolu insanının sıcaklığını, misafirperverliğini ve yardımseverliğini bir kez daha takdir etmiştik. Yoldaki sapağı kaçırdığımız için almancı bir ailenin karavanının yanıbaşında aldık soluğu 🙂 Biraz sohbet ettik, mağaradan bahsettik, sapağı kaçırdığımızı söylediler, mağarayla ilgili efsanelerden bahsettiler ve bizi mağaraya götürme teklifinde bulundular. Arabaya doluşup mağaraya gittik. Hayvancılığın öldüğü şu günlerde devlet arazinin çoğunu çitler ve dikenli tellerle kapamış, keçilerin girmesi kesinkes engellenmişti. Mağaranın yakınlarında bir baba-oğul ile karşılaştık, ot topluyorlardı. Hep beraber mağara ağzına yöneldik 🙂

Mağaranın devam etmeyişine üzüldük.

Mağaranın devam etmeyişine üzüldük.

Muhtemelen bir yerleşim alanı olarak kullanılmıştı mağara. Genişçe bir galeriden oluşmaktaydı sadece. Baktığım 3-4 kol da devam etmiyordu. Mağara ağzındaki duvarlarda birtakım eski yazılar olduğunu iddia ettiler fakat ben bir şeye benzetemedim. 🙂 Tam teşekkür edip ayrılacaktık ki Abdul Ağabey evlerinin aşağı kısmında bir delik olduğunu söyledi. ‘Delik delik dolaşıyorsunuz madem bir de oraya bakın, kaç senedir merak edip dururum, acaba nereye iniyor, ne oluyor.’ dedi. Meraklanıp tekrar yola düştük. Almancı aile ile vedalaşıp Abdul Ağabey’in evin o tarafa yöneldik.

Bizden meraklı çıktı baba-oğul :)

Bizden meraklı çıktı baba-oğul 🙂

Senc çatlaktan aşağı süzülürken

Senc çatlaktan aşağı süzülürken

Gösterdikleri çatlak 7-8 metrelik bir inişle başlıyor, sonrasında ise maalesef devam etmiyordu, tıkalıydı. Koca traktör lastiğinin aşağıya nasıl ulaştığını çok merak ettik. Ardından eve geçip mis gibi demlenmiş çay içip memleket meselelerini tartıştık. Sonrasında ise rotamız Karadeniz’di.

 

Leave a Reply